Bazen siyasetin dozu yükseldiğinde, tansiyon artar ve sözler sertleşir. Bu durum, demokrasinin doğasında var olan bir olgudur. Ancak, yaşananların ötesinde bir gerçeklik var; bu gerçeklik, tartışmaların çok ötesine geçip, şiddet ve kaba gücün gövde gösterisine dönüşmesidir. Meclislerin, öfke ve tahammülsüzlüğün sahneleri haline gelmesi kabul edilemez. Şu anda gördüğümüz manzaralar karşısında bir vatandaş olarak büyük bir utanç duyuyorum.
Meclis kürsüleri, yumruklar ve tekmeler atılacak yerler olmamalıdır. Milletin oyuyla seçilen temsilcilerin, şiddet olayları ile gündeme gelmesi, doğrudan demokrasimize zarar verir. Daha da vahim olanı, bu yaşananların toplum üzerinde nasıl bir etki bırakacağıdır. Sokakta azaltılmaya çalışılan şiddet dilinin, bizzat meclis çatısı altında yeniden üretilmesi, toplumun doğru bir örnek almasını imkansız hale getirir. Eğer bu görüntüler normalleşirse, asıl tehlikenin o zaman başladığını söyleyebilirim.
Çünkü yukarıda meşrulaşan şiddet, aşağıda sıradanlaşır. Meclisteki her kontrolsüz öfke, sokakta bir adım daha cesaret verir. Meclisler, örnek alınacak yerlerdir ve burada yalnızca bireyler değil, milyonlarca vatandaşın iradesi temsil edilmektedir. Milletin iradesinin bu şekilde yok sayılması, sadece siyasi bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir yaradır. Bu yarayı sarmak, herkesin sorumluluğundadır.
Şiddetin ve nefreti körükleyen bir dilin meclis çatısı altında varlığı, demokrasimizin temelini tehdit eder. Siyasi arenada yaşananlar, sadece birer anekdot olmaktan öte, toplumsal normları belirleyen unsurlardır. Eğer bu seçkin bireyler, meclis kürsüsünde şiddeti normalleştirirse, vatandaşlar da bu durumu alışılmadık bir şey olarak görmeyebilirler. İşte tam da bu noktada, toplum olarak büyük bir sorumluluk taşımaktayız.
Şiddetin ve agresif davranışların yaygınlaşması, toplumsal dokuyu zayıflatır ve insanları birbirine düşman hale getirir. Bu tür davranışların normalleşmesi, toplumsal dayanışmayı zayıflatır ve toplumda kutuplaşmalara yol açar. Meclis, toplumun barış içinde bir arada yaşamasının sınırlarını çizen, uzlaşmanın sağlanması gereken bir alandır. Bu nedenle, orada yaşanan kargaşa; bir yandan şiddeti meşrulaştırırken, diğer yandan halkın güvenini sarsmaktadır.
Bütün bu süreçler, laik-demokratik bir toplum bünyesindeki bireyleri de etkilemektedir. Şiddet ve nefret dilinin meclis çatısı altında yaygınlaşması, yalnızca bir siyasi kriz değil, aynı zamanda bir sosyal krize dönüşme potansiyeli taşır. Bu bağlamda, sorumluluk sahibi her bireyin bu durumu sorgulaması ve tepki göstermesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, demokratik bir toplumda her birey, temsilcilerinin tavır ve davranışlarını dikkatle izlemek zorundadır. Herkesin demokratik değerleri koruma yönünde bir adım atması elzemdir.
1
“Uraloğlu: Posta Sektöründe Yeni Stratejiler Geliyor”
2930 kez okundu
2
İzmir Körfezi’nde Temizlik Çalışmaları Başladı!
2805 kez okundu
3
Özgür Özel: Meydanlardayız, Durmayacağız!
2759 kez okundu
4
Anık, İstifa Etti: Mücadele Devam Edecek!
2741 kez okundu
5
Kaçak Kazı Yaparken Jandarmaya Yakalandılar!
2731 kez okundu